Kur’an-ı Kerim’i Anlamak: Zihni Prangalardan Kurtarıp Hayatı İnşa Etme Rehberi
Kur’an-ı Kerim; yeryüzünde yönünü kaybetmiş, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan, hatalarıyla yüzleşmiş ve hayatını boşa geçirmek istemeyen her insan için gönderilmiş zamansız bir pusuladır. O, sadece ölülerin arkasından okunan ya da sadece lafzı seslendirilen bir hitap değildir. Aksine Kur’an; kendini aramaya çıkan, Allah’ı hakkıyla tanımak isteyen, sorumluluklarının bilincinde, doğru ve dürüst bir insan olma mücadelesi verenlerin yol haritasıdır.
Geçmişte ne tür hatalar yapmış olursak olalım, Furkan Suresi 70. ayette “Tövbe edip inanan ve dürüstçe erdemli davranışlar sergileyenlerin kötülüklerini Allah iyiliklere çevirecektir.” şeklinde müjdelendiği gibi, bu dönüşümü başlatmak gerekir.
Hayatın kalan kısmını anlamlı kılmak, aracıları aradan çıkarıp doğrudan Allah’ın kelamıyla bağ kurmak için izlenmesi gereken akıl ve tefekkür eksenli okuma yöntemi nedir?
İşte Kuran ile ilgili eğitim görerek, Kuran konusunu araştıran ve hatta Kuran Tercümesi yazanları dahi düşündüğümüzde eksik olan konu tam olarak budur. Neredeyse hiç birisi “Kuran Nasıl Okunmalı?” diye açıklamamıştır. Ayetlerin ve surelerin açıklamalarını neredeyse her yerde ulaşabildiğimiz halde, Tek başına oturduğunda nasıl okuman gerektiği konusunda bir rehber arayanlar için bazı başlıklarda bunu ele almak istedim.
1. İlk Emir: “Oku!” Ama Neyi ve Nasıl?
İslam’ın insanlığa ulaştığı ilk an, hepimizin bildiği o sarsıcı emirle başlar: “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak Suresi, 1. ayet). Bu ilk emir, sadece önündeki bir metni seslendir demek değildir. Çevreyi, evreni, insanı, kendini ve en önemlisi hayatı Allah’ın rehberliğinde anlamlandır demektir.
Sadece ilk ayet olan “Oku” kelimesinin açıklaması bile aslında arkasında yüzlerce soru barındırmaktadır. Acaba hazır bir metin mi indirildi, yoksa hem yazıp hem okuması mı istendi, neden “ben anlatıyorum sen de yaz” denmedi de ilk ayette “oku” dendi? Yaratıcı kitabındaki ilk emirde Allah’ın kelamını “oku” diyerek burada bizlere mi seslenmişti.!
(Okumayanlar için, bu sayfalarda “Oku” ile ilgili daha önce yazdığım yazıyı, sitede aratarak okuyabilirsiniz)
Kur’an, dini birilerinden “dinleyerek” edilgen bir şekilde kabul etmeyi değil, bizzat zihni devreye sokarak okumayı emreder. İsrâ Suresi 14. ayette bireysel sorumluluğumuz şu sarsıcı cümleyle yüzümüze vurulur: “Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak kendi nefsin sana yeter.” Hayat kitabını ahirette tek başına okuyacak olan insanın, dünya hayatındaki bu rehberini de başkalarının aklına emanet etmeden, bizzat kendisinin okuyup anlaması şarttır.
2. Zihni ve Kalbi Ön Yargılardan Temizlemek (Tövbe ve Arınma)
Kur’an okumaya başlarken atılacak ilk adım, zihni geçmişin pişmanlıklarından ve geleneksel korkulardan arındırmaktır. Kur’an, hatasız insanların değil, hatasını anlayıp yönünü Allah’a dönmek isteyenlerin kitabıdır.
Okumaya başlarken “Eûzü-Besmele” çekmek, sadece dilde kalan bir tekerleme değildir. Bu eylem; insanı ümitsizliğe sürükleyen şeytani fısıltılardan, “Benden adam olmaz” yanılgısından ve din adına insanı köleleştiren çıkarcı yapıların prangalarından Allah’a sığınma iradesidir. Zihni temiz bir sayfa haline getirmeden, mesajın berraklığı kavranamaz.
Besmele içeriği itibariyle Rahman “Koruyan” ve Rahim “Hayat Veren” Allah’ı kabul etmek, O’nun adıyla başlamak. Uzun haliyle şeytani kötülüklerden uzak olduğunu da belirterek Allah’a sığınmak anlamındadır.
3. Ayetlerin İniş Bağlamını (Esbab-ı Nüzul) Bilmek
Kur’an, 23 yıllık bir süreçte; yaşanan krizlere, toplumsal dönüşümlere, insan psikolojisinin gelgitlerine paralel olarak parça parça indirilmiştir. Bir ayetin ya da surenin ne zaman, hangi olay üzerine ve hangi soruya cevap olarak indiğini (esbab-ı nüzul) bilmek, metni doğru anlamanın anahtarıdır. Tarihsel bağlamı bilmek, ayetlerin evrensel ahlaki mesajı ile dönemsel/tarihsel uygulamalarını birbirinden ayırmamızı sağlar.
Böylece dinin amacının şekilsel kurallara hapsolmak değil, adalet, dürüstlük ve güzel ahlak gibi evrensel değerleri üretmek olduğunu fark edersiniz.
Hayatın olağan akışında günümüzde de teknolojik gelişmeleri bir kenara bırakırsak, aslında olaylar benzerlik taşımaktadır. İşte bu anlamda baktığımızda da Kuran her zaman güncel ve günümüze de gayet uygun olarak eskimemektedir.
4. Çeviri (Meal) Karşılaştırması Yapmak ve Mecazları Yakalamak
Arapça, doğası gereği son derece edebi, derin ve sembolik bir dildir. Tek bir kelimenin ifade ettiği anlam dünyası, düz bir tercümeyle aktarılamaz. Bu yüzden asla tek bir meale bağlı kalmamak gerekir. Farklı mütercimlerin çevirilerini kıyaslamak, kelimelerin nüanslarını yakalamanızı sağlar.
Özellikle yazıldığı dönemde şairlerin ve şiirlerin popüler olduğu zamanlarda yapılan teşbih, benzetme gibi durumlara da uygun hazırlandığı için tek bir cümlede birçok anlam ifade etmektedir.
En önemlisi, Kur’an’daki edebi sanatları düz bir mühendislik ya da hukuk metni gibi lafzi (kelimesi kelimesine) okuma tuzağına düşmemektir.
Örnek: Bazı lafzi çevirilerde, hakikati inkar edip kötülük peşinde koşanların “göğe atılıp sonra yere fırlatılacağı” gibi gerçeküstü tasvirler görürsünüz. Ancak farklı mealleri karşılaştırdığınızda ve dilin yapısını incelediğinizde, bunun fiziksel bir fırlatma eylemi olmadığını anlarsınız. Ayet, kişinin toplumsal itibarını, manevi değerini kaybederek en aşağılık ve onursuz konuma düşmesini anlatan müthiş bir edebi mecazdır. Kur’an, insanı sarsmak için hayatın içinden psikolojik ve sosyolojik tasvirler kullanır.
Kuran işte bu yüzden sadece maddiyatla ilgilenmez. İnsanın maneviyatına da psikolojisine de hitap eden bir kitaptır. Kişinin psikolojik zorlukların üstesinden nasıl gelinmesi gerektiğini anlatmak için Peygamberlerin hayatlarından bolca örnekler vermiştir.
5. Bilgi Kirliliğini ve “İsrailiyat”ı Ayıklamak
Hayatını anlamlandırmak ve Allah’ı doğru tanımak isteyenlerin önündeki en büyük engel, dine sonradan sokulan mitolojik unsurlardır. Başka inanç sistemlerinden İslam kültürüne sızan bu bilgi kirliliğine İsrailiyat denir.
- Yecüc ve Mecüc: Geleneksel kürsülerde fantastik canavarlar gibi anlatılan bu yapı, Kur’an’da (Kehf ve Enbiya surelerinde) yeryüzünde bozgunculuk yapan, insanlığın ürettiği barış ve refahı baltalayan, hukuku çiğneyen yıkıcı insan toplulukları olarak tasvir edilir.
- Hz. İsa’nın Gökten Fiziksel Dönüşü: Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa’nın ahir zamanda gökten bedenle geri geleceğine dair tek bir açık ayet yoktur. Aksine Kur’an, onun dünyadaki elçilik görevini tamamlayıp vefat ettiğini açıkça ilan eder (Maide Suresi, 117. ayet). Bu inanış, Hristiyanlık teolojisinin hadis rivayetleri üzerinden kültüre taşınmasıyla oluşmuş bir beklentidir.
Kur’an okurken bu tür unsurları Kur’an’ın kendi terazisinden geçirmek, zihni saflığı korumak için şarttır.
Masal dünyasına dalıp gitmeden, akla ve bilime uygun ortaya konan ayetleri düşünerek Allah’ın yarattığı bu düzende bilimin dışına çıkılmaması gerektiğini anlatır.
6. Hadis ve Kur’an Dengesi: Terazi Her Zaman Kur’an’dır
Doğru ve dürüst bir insan olma yolculuğunda en büyük rehberimiz şüphesiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ahlakıdır. Ancak unutulmamalıdır ki hadisler, yüzyıllar boyu kulaktan kulağa aktarılarak yazıya geçirilmiş insani rivayetlerdir. Kur’an ise Allah’ın koruması altındaki kesin (kat’î) kaynaktır.
Peygamberimizin, Kur’an’ın evrensel adaletine, ahlakına ve aklın ilkelerine aykırı bir söz söylemesi imkansızdır. Dolayısıyla, Kur’an ile çelişen, merhamet ve adalet duygusunu yaralayan her rivayet elenmelidir.
Hadisler, Kur’an’ın önüne geçirilemez; aksine ancak Kur’an süzgecinden geçtikten sonra ayetleri anlamaya yardımcı birer tarihi veri olarak kıymet kazanır. O yüzden hadisleri inkar etmek değil, Kuran’a uygun olanlarına değer vermek gerekir.
7. Tefsirleri Çıkarcı Yapıların Elinden Kurtarmak
“Tefsir okumadan Kur’an anlaşılmaz” iddiası, insanları Kur’an’dan uzaklaştırmak, akıllarını ipotek altına almak ve kendilerine mürit toplamak isteyen din istismarcılarının en büyük argümanıdır.
Kur’an; ana ahlaki ilkelerinde, iyilik vurgusunda, dürüstlük ve kul hakkı konusundaki uyarılarında son derece apaçıktır. Kendini geliştirmek ve Allah’ı anlamak isteyen her insan, bu mesajı kendi zihni kapasitesiyle doğrudan kavrayabilir.
Bununla birlikte, tefsirler tamamen dışlanmamalıdır. Samimi, herhangi bir cemaat veya mezhep çıkarı gütmeyen, ömrünü sadece ilme adamış dürüst alimlerin tefsirleri; o dönemin dil bilimsel özelliklerini, Arap toplumunun deyimlerini ve hukuki arka planını öğrenmede çok faydalı birer kılavuzdur.
Tefsirler birer “dogma” değil, anlamayı kolaylaştıran yardımcı birer “sözlük ve ansiklopedi” gibi görülmelidir. Anlam vermekte zorlanılan ayetlerin açıklanmasında, elbette akıl süzgecinden geçirilerek tefsirlere başvurmakta da bir sakınca yoktur.
Son Söz: Hayatı Boşa Geçirmeme ve “Tedebbür” Çağrısı
Tedebbür, Arapça kökenli bir kelime olup bir işin veya sözün sonucunu, sonunu (âkıbetini) ve derindeki derin manalarını başından hesaplayarak derinlemesine düşünmek anlamına gelir
Kur’an-ı Kerim, insanı başkalarının anlattığı masallara teslim olmak yerine, sürekli aktif bir zihinsel eyleme çağırır. Muhammed Suresi 24. ayette bu durum çok net ifade edilir: “Onlar Kur’an’ı derinlemesine düşünmüyorlar mı (tedebbür etmiyorlar mı)? Yoksa kalpler üzerinde kilitler mi var?” Aynı şekilde Furkan Suresi 30. ayette Peygamber’in ahirette kendi toplumundan şikayetçi olacağı ve “Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’an’ı terk edilmiş bir tek başına bıraktı” diyeceği uyarısı yer alır.
Kur’an’ı terk etmek, sadece onu odanın duvarına asmak değil; onu okumamak, anlamamak ve hayatın dışına itmektir.
Geçmişteki hatalarınız ne olursa olsun, hayatı bundan sonra dürüstçe, sorumluluk bilinciyle yaşamak ve Allah’a yönelmek en büyük erdemdir.
Kur’an okurken zihninizdeki ve kalbinizdeki kilitleri açın. Korkulardan, körü körüne taklitten ve sahte kurtarıcılardan sıyrılın. Aklı terazi, Kur’an’ı rehber edindiğinizde; o yaşayan hitabın, hayatınızı ve geleceğinizi nasıl anlamlı bir şekilde yeniden inşa ettiğini bizzat yaşayarak göreceksiniz.




Bir yanıt yazın