Yer: Pera Palas Otel.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk, her zamanki odasında kalmaktadır. Yerde serili olan seccadeye bakarken yine memleket meselelerini düşünmektedir.
Bakıp durduğu bu halı o güne kadar pek dikkatini çekmemiş, gösterişli olmayan sade bir halıdır.
Ancak bu halının bir özelliği var ki, şimdi ona anlatacağım.
Pera Palas Otel, Beyoğlu’nda Kasımpaşa Stadyumu’nun üst tarafındadır. Bu oteli önemli yapan konulardan bir tanesi de Atatürk’ün bu otelde bir odasının bulunmasıdır. Atatürk’ün odasında bulunan bir halı var ki, bu halının üzerinde bulunanlarla ilgili bir çok rivayet vardır.
1930’lu yıllarda dönemin Hint Mihracesi, Ulu Önder Atatürk’e hediye edilmek üzere kahinine çok muhteşem bir hediye hazırlatmak üzere talimat verir. Bunun üzerine kahin bir halı dokutur ve Mihrace dokunan bu halıyı Ataürk’e hediye eder. Pera Palastaki Atatürk’ün odasının duvarında asılı duran bu halıda ilginç olan ise motiflerin ortasında bulunan saatin 09:07’de durmuş olması. Bu saat doktorlar tarafından Atatürk’ün beyin ölümünün gerçekleştiği saati göstermektedir. Ayrıca yine motifte ”10 KASIM ” tarihini işaret edercesine 10 tane kasım çiçeği (Kasımpatı) de yer almaktadır.
Tarih sahnesinde yaşananlar görüntüye böyle yansımış olsa da, farklı düşüncelere sürüklüyordu insanı…
20 Şubat 1936 günü… Bugün Atatürk İstanbul’da Hükümet üyeleri ile birlikte önemli bir konuyu, yani kendi şahsına yöneltilen suikast girişimini görüşecek ve tartışacaktır…
Önceden geldiği Dolmabahçe Sarayında dinleniyor ve toplantı için hazırlıklarını sürdürmektedir. Ankara’dan gelen tren ile Başbakan İsmet İnönü Haydarpaşa istasyonunda karşılanır. O’nun için Pera Palas’ta yer bile ayrılmıştır.
20 Şubat 1920 gecesi Atatürk’ün huzurunda başlayan toplantı, tartışmalar, ileri sürülen görüşler, gösterilen belgeler ortaya çıkması muhtemel gelişmelerin öğrenilmesi merakı ile sabaha kadar sürer.
Emniyet Müdürü Şükrü Sökmensüer, Savcı Baha Arıkan, İktisat Bakanı Celal Bayar, Adalet Bakanı ve Dışişleri Bakanı da toplantıda hazır bulunmuştur. Atatürk, kendisini öldürmeye yönelik olduğu ileri sürülen suikast olayı ile ilgili bütün kuşkularının giderilmesi için çalışıyordu. Konu hakkında Ali Saip’in İstanbul’daki yakınlarına gönderdiği telgrafları bulur ve adı geçen kişilerle ilgili bütün bağlantıları araştırılır.
Toplantıda dikkat çeken önemli bir husus vardı: İçişleri Bakanı Şükrü Kaya toplantıda yoktu. İngiltere Elçisinin olayla ilgili bilgiler vermesinden sonra soruşturmanın bütün aşamalarını bizzat yürüten Şükrü Kaya o günkü toplantıya katılmamıştı. O günlerde kulaklara fısıldanan bir görüşe göre: Bir zamanlar Kozan milletvekili olan Ali Saip’in İnönü ile olan yakın arkadaşlığı sonucu yeni kurulacak hükümette İçişleri Bakanı olma ihtimali vardı. Şükrü Kaya da böylesi bir gelişmeden rahatsızdı. Ali Saip’in harcanması için bir tertip düzenlenmişti!.
Bütün bu farklı görüşlerin içinde önemli bir husus daha vardı: 1909 yılında kurulan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar derneği, Şükrü Kaya’nın ismini “masonlar listesi” içinde gösterdi.
Olayı araştıran bay X, dikkatlice baktı seccadeye…
İlgili görevlinin verdiği bilgiler kulaklarını çınlattı:
“1935 yılının içinde Atatürk’ün İstanbul’a geldiği sırada Hindistan’dan gelen bir şahıs Atatürk’e bu seccadeyi vermiş. Atatürk de kendisine verilen bu hediyeyi yakınında bulunan korumasına vermiş. Bu eser bize adı geçen korumasının yakınlarından geldi”.
Halı büyüklüğündeki seccadenin kenarında fil şekilleri vardı. Ama orta yerde gül yaprağının dalları uzanıyor tam namaz kılarken alnın secdeye uzandığı yerde yuvarlak bir daire ve içinde bir saat şekli olduğu belli olan akrep ve yelkovan görüntüsü yer alıyordu. Latin rakamları ile yapılan saat 9.07’yi gösteriyordu. Üstelik de akrep ve yelkovanın bağlantı göbeğinden de on bir adet çubuk çıkıyordu. Bahsi geçen on bir çubuk “kasım ayını” göstermiş olsa gerek… Çünkü kasım ayı on birinci aydır. Saatin de 9.07’yi göstermesi Atatürk’ün gerçek ölüm anını gösterdiği konuyu araştıran kişilerce ileri sürülüyor.
Her ne kadar Atatürk 10 kasım 1938 tarihinde 9’u 5 geçe ölmüş ise de bu onun kalbinin ve nabzının durmasıdır. Gerçekte bir veya iki saniye sonra beyin ölümü gerçekleşir.
Pera Palas oteli 101 no’lu odadaki halı büyüklüğünde ama namaz kılmak için seccade özelliği taşıyan eşya “Atatürk’ün ölüm anını” gösteriyordu. Hiçbir kimse bahsi geçen seccadenin sırrına vakıf olamadı hediye edildiği sırada. Kendisini öldürme teşebbüsünü araştıran Atatürk’e aynı günlerde verilen bu “ölüm anını gösteren seccade” bir insan kaderinin nasıl sonuçlanacağı hakkında ibret dolu bilgiler sunuyordu. Bütün bu olanları öğrendikten sonra X “Gerçekler ve sırlar ayrıntılarda gizlidir” yazdı not defterine…
Hikayenin başına dönelim
1929 yılında, bir Hint mihracesi, Atatürk’le görüşmek ister ve randevu için Cumhurbaşkanlığı’na müracaat eder. Bu isteği kabul edilen mihrace, görüşmeden sonra Atatürk’e Hint işi ipek bir seccade hediye eder. Bu armağan, Atatürk’ün İstanbul’a geldiğinde sıklıkla ikamet ettiği Pera Palas’taki 101 numaralı odaya gönderilir
Görüldüğü üzere, Seccadedeki 20 santimetre çapındaki saat motifi Atatürk’ün resmi olarak ölümünün gerçekleştiği zamanı (09:07) göstermektedir. Seccadede yan yana sıralanmış on kasımpatı çiçeği ise muhtemelen Kasım ayını göstermektedir.
Hepsi birden 10 Kasım, saat 09:07.
Kasımpatının bir çok anlamı vardır: adı üzerindedir, sonbahar-kış aylarında çıkar ve Kasım ayında çiçekleri patlar. Adını bundan alır. Bazıları ona cenaze çiçeği de der. Hüzün-yalnızlık ve gözyaşını ima eder, Bu bitkiyi iyi çiçek açtırmak için Mayıs ayında budama yapmak gerekir (19 Mayıs, Atatürk’ün Samsun’a çıkış ve Kurtuluş hareketinin başlangıcı). Avrupa Fransa, Polanya ve Japonya’da, krizantemler ölümü sembolize etmekte ve bu nedenle sadece cenaze törenlerinde ve mezarlara koymak için kullanılmakta.
Ölümünden yıllar önce Atatürk’e böyle bir seccade hediye edilmiş ve üzerindeki sembollerde rastlantısal mı yapılmıştır? Muhtemelen seccadeyi dokuyan kişide bir duru görü yeteneği vardı ve halıya bu görülerini tarih olarak işaretlemişti. Yoksa bir süikast haber alınmış ve tarih bu seccadeye işlenerek uyarılmak mı istenmiş? Bilinmiyor…
04 Ocak 2011
İSLAM ALEMİ KAHRAMANI PAŞA HAZRETLERİ..!
(İslâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne ey şanlı gazi..!)
“Yukarıdaki hitapla başlayan “Hür Adam” filminde Atatürk’le olan sahneleri tartışma yaratan Bediüzzaman Said-i Nursi’nin Atatürk’e yazdığı mektuba Habertürk ulaştı..”
Bediüzzaman Said Nursi’nin Atatürk’e yazdığı mektubun özeti ve ana fikri, kazanılan Büyük Taarruz ve Kurtuluş Savaşı zaferlerinin ardından, yeni kurulacak devletin İslamî temellere dayanması ve Meclis’in dinî vecibelere (özellikle namaza) sahip çıkması gerektiğidir.
Mektup özetle şu ana maddelerden bahsetmektedir:
Batılılaşma Uyarısı: Avrupalılaşma ve körü körüne batı taklitçiliği konusunda uyarıda bulunarak, yeni dönemin rehberinin Kur’an ve İslam ahlakı olması gerektiğini ifade eder.
Zafer için Tebrik ve Teşekkür: Mustafa Kemal Paşa’yı ve orduyu, İslam dünyasını düşman istilasından kurtardıkları için tebrik eder ve bu başarının büyüklüğünü vurgular.
Şükür Olarak Namaz Çağrısı: Kazanılan bu muazzam zaferin şükrünün ancak Allah’a yönelerek ve namaz kılınarak eda edilebileceğini belirtir. Meclis’teki milletvekillerinin dinî görevlerini yerine getirmesinin şart olduğunu savunur.
Tarihî Rol Model Tavsiyesi: Mustafa Kemal’e, batılı liderler (Napolyon gibi) yerine İslam tarihinin şanlı komutanlarını ve Selahaddin-i Eyyubi gibi kahramanları örnek alması gerektiğini söyler.
Atatürk’ü dinsizlikle suçladığı söylenen Said Nursi’nin bu mektupta tam aksine, Atatürk’ün ve yeni Meclis’in dine karşı mesafeli veya lakayt (ilgisiz) davranma ihtimaline karşı “dinden uzaklaşma ve Batı taklitçiliği” uyarısı yapılmıştır. Mektupta dinsizlik suçlaması yerine, dini değerlere sırt dönmenin getireceği tehlikeler konusunda uyarılar bulunmaktadır.
Dini açıdan başarıları öven Said Nursi, iddia edilenlerin aksine
- Atatürk’ün ve şahsında muzaffer ordunun, İslam dünyasını düşman istilasından kurtararak büyük bir dinî hizmet sunduğunu söyler.
- Onu seven ve destekleyen Müslümanların, kendisini “İslamiyet adına” sevdiğini ve minnettar olduğunu belirtir.
Halkını her zaman dinleyen, “köylü milletin efendisidir” sözüyle alçak gönüllüğünü gösteren, halkı için kendisine yapılacak her türlü kötülüğe karşı göğüs gerek bir lider, zaman içerisinde kendi halkı içinden çıkan kimi haddini bilmeyenler tarafından diktatör olmakla dahi suçlanmıştır.
Ancak tarihte bilinen diktatörlere bakıldığında Atatürk’ün yaptıklarının tam tersini yaptıkları da bilinen bir gerçektir.
Türk Halkına bu denli düşkün bir liderin, Türkiye düşmanları tarafından ortadan kaldırılmasının düşünülmesi de akla ve mantığa uygun gelmektedir.
İşte bu halının üzerindeki işaretler de Türk Milleti’ne Cumhuriyet dahil birçok yenilik getiren lidere bir işaret veya uyarı olması ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
Ölüm yıldönümüne yaklaştığımız Ulu Önder Atatürk’ün hakkında anlatılmayan daha pek çok konu var. Yeri geldikçe bunlara da değineceğimizi söyleyerek yazımıza burada son veriyorum.
Sürçü lisan ettiysek, aşk ola…





Bir yanıt yazın