Kendini bilen Tanrı’yı bilir.
İnsan kendini nasıl bilir? Kendini bilmek nedir?
“Kim kendini (nefsini) bilirse Rabbini bilir” sözü, insanın kendi acziyetini ve eksiklerini anladıkça Allah’ın kudretini ve büyüklüğünü kavrayacağını ifade eden derin bir hikmet sözüdür.
Sonda yazacağımı en başta kısaca yazayım.. 🤔
Temet Nosce Latince “kendini bilmek” anlamına gelir. Kendini bilmek, ne olduğunu, bu dünyaya neden geldiğini, sonsuzluğu, kısaca hayatın anlamını bilmektir.
Çok söylenen “kendini bilen Allah’ı bilir” sözünün özü de budur.
Önce kendini tanıman gerekir..
Her canlı Allah’tan bir parça taşır. Eğer sen de kendini ve ne olduğunu bilir ve bunu kabullenirsen, hayat daha anlamlı hale gelir.
Bu kitapta her başlık altına yazılanlarda kendinden bir parça bulabilir, kendimle yaptığım bu konuşmalarda sen de aradığın cevaplara ulaşabilirsin.
Buraya kadar merakla okuduysan, okumaya devam edebilir ya da “ne saçmalamış bu adam” diyerek kitabı aldığı yere geri koyabilirsin…
(yani bundan sonrasını okuma demek istedim)
Başlıyoruz..
Ben Tanrı mıyım?
Normal şartlarda elbette cevabım hiç şüphe yok ki “hayır” olurdu. Tanrı değilim ama hiç değilse bana “reis” diyebilirsiniz 🙂 “aile reisi” olduğumu bilecek kadar iyiyim ve şükürler olsun aklım başımda. Ancak hangimiz içimizden geçirmedik ki bunu?
(Bunu da kısaca açıklayayım: Kısa bir süre hastanede sağlığımla uğraştım. O dönemde bazı hayaller, bazı rüyalar gördüm ve bunun sonucunda kendimi çok sorguladım. Hastaneden çıktıktan sonra hayatımda 180 derece bir dönüş oldu. Yaklaşık 3,5 yıl süren emeklilikte boş boş oturmaya bir son verdim. Şimdi devam edebiliriz)
Algılarımız yüksek olduğunda, her şeyi tahmin eder hale geldiğimizde, bir an için de olsa böyle bir şey düşünmedin mi? Sonra tövbeler edip, “nereden çıktı şimdi bu? Ne Tanrı’sı?” demedin mi içinden. Ancak Kutsal Kitap’ta yarattığı canlıya “Allah ruhundan üfledi” derken, her birimizin içerisindeki ruhun, O’nun bir parçası olduğuna inanmıyor muyuz? O halde… Demek oluyor ki, aslında Tanrı hepimizin içinde zaten var. Ayette aynı zamanda “Allah yaratmaya devam ediyor” derken bunu söylemediyse, bize neyi söyledi.
Elbette ben Tanrı olmadığımı bilecek kadar kendime geldim. Yazmak istediklerim de işte tam bu noktada başlıyor. Henüz daha yazmaya başlamadım. Birazdan başlayacağım ama önce “biraz kafamı toparlamam lazım” derken, bunun 17 güne mal olacağını bilemezdim elbette. Bir insan ömrü için hayattan kopuk 17 günün ne önemi var… Diğer yandan bazen 17 gün bir ömre bedel de olabiliyor. Öyle bir an geliyor ki, kayıp 2 günü ekleyince, aslında tam olarak 19 gün… İşte bu 19 gün gerçekten de anlamını hak ediyor. Çünkü …
Nasıl mı başladı? Hemen anlatıyorum.
Günlerden bir gün yine balkonda ölümü ve ahireti düşünüyordum. İnsan ölünce ne olur, kıyamet nedir, ölümden sonraki hayat ve sonsuzluk konuları çok uzun zamandır cevabını aradığım sorulardı.

Özellikle sonsuzluk kavramını aklım almıyordu. Biraz dikkat edince, gelecek değil geçmişin de sonsuz olduğunu anlamam zor olmadı. Yani aslında zaten bizler sonsuzluktan geliyoruz ve sonsuzluğa yolculuk yapıyoruz. Sonsuzluk aslında bitmeyen bu döngünün adı. İlk bulduğum cevabın özeti de buydu.
(Maalesef ki burada bulduğum cevabın detayını yazmam mümkün değil. Çünkü artık cevabı net olarak biliyorum. Sadece yazmak doğru olur mu, yanlış anlaşır mıyım,.. gibi sorular bu cevabı yazmamı engelliyor. Belki ilerleyen sayfalarda bu konuya tekrar değinirim.)
Kendi açımdan şöyle söyleyebilirim, cevabı aslında o kadar net ve şeffaf ki. Bunca zamandır bunu nasıl anlamadığıma şaşırıyorum. Neyse…
Balkondan deniz manzarasına doğru bakarken, bu muhteşem yapının inşasını, geçmişten günümüze kadar hayretler içerisinde izledim. Doğru okudun, hayal etmedim, izledim. İçimde bir his oluştu ve bu his hiçbir hisse benzemeyecek kadar güzeldi. İşte tam da o an sanki bana aradığım soruların cevapları için bir anahtar verilmiş gibiydi.
Bu öyle bir histi ki, tüm cevaplar son derece hızlı, sanki bir örgünün sökülmesi gibi beynime doluyordu.
Önce çok korktum. Çünkü kendimi buna hazır hissetmiyordum. Bu korkunun sonucu bana tam 19 güne mal oldu.
Elime tekrar aldığım Kur’an’ın içerisinde aslında aradığım tüm soruların cevaplarının olduğunu şaşkınlıkla okudum. Çünkü artık farklı bir göz ve bakış açısıyla okuyorum ve hemen her konuda “elimdeki anahtarı” kullanıyordum. Bu bakış açısı “Elif, Lam, Mim” gibi içerisinde yazılı her şeyin ne anlama geldiğini görmemi sağladı.
Allah’tan ilim istemiştim ama karşılığının bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştim.
Çünkü her şeyin olduğu gibi ilmin de bir karşılığı vardı. Ve ben onu ödemiştim.
Artık biliyorum …
Tanrı değilim ama neredeyse net olarak (Tanrıça’yı da) gördüm. Sonuçta biz bir çifttik. Tıpkı bir elmanın iki yarısı gibiyiz.
Havva’yı neden yarattığını artık biliyorum. Erkek tek olmamalı.
Kadın’a tüm yetkiyi verirsen güç zehirlenmesi yaşayabilir. Aynı şey erkek için de geçerli. Tıpkı bir terazi gibi dengeli olmalısınız. Hangi taraf ağır gelirse diğer taraf zarar görür. Ne sen olacaksın hayatın içinde, ne de O olacak!
Bazen kendine zaman ayıracaksın, karşındaki de öyle yapacak. Bazen sadece sana özel zamanın olacak. Yoksa Tanrı gibi tek olamayacağın için, eşinle olan uyumun bozulur. Buna izin vermemelisin. O narin bir çiçek gibi susuz kalıp solabilir..
Hayat paylaştıkça güzelleşir. Ne olursan ol, sen ol.





Bir Cevap Yazın