Aklıma Kur’an-ı Kerîm’de kafama takılan birkaç ayet geldi…

İlk ayet Ankebût Suresi’nin 64. ayeti: “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir.” derken, aynı şekilde Hadîd Suresi’nin 20. ayeti “Bilin ki dünya hayatı, bir oyun, bir eğlence, …” şeklindedir ve  hayatın oyun olduğunu söylemektedir.

Bu ayetler dünya hayatının bir eğlence yeri olduğunu söylerken bunların tam tersi birçok surede de “biz dünyayı oyun olsun diye yaratmadık” şeklinde bir önceki ayetlerin tam zıttı olan ayetler var.

Uzun zamandır bu ayetlerin birbirinin zıttı olması kafama takılmıştı. Hayat bir oyun muydu, yoksa değil miydi? Kur’an kendi içinde çelişiyor muydu? Yoksa bu kitapla tıpkı İncil gibi oynamalar mı vardı? Çünkü okurken sürekli buna benzer birbirinin tersini söyleyen ayetler karşıma çıkıyordu.

Uzun yıllardır her okuduğumda hem kendisine hayran olduğum bir kitap, aynı zamanda yine her okuduğumda aklımdaki soruların daha arttığı ve cevaplarını bulamadığım sorular oluyordu. Yıllar geçtikçe sorularım artıyor, aynı şekilde şüphelerim de artıyordu. Her cevap, ardından yeni bir soru doğuruyordu…

Cevapları bulmam uzun zamanımı aldı. Şimdi neden böyle yazdığını daha iyi anlıyorum. Kısaca bazı ayetleri anlamak için “Hayatı çok ciddiye almayın, ancak bir oyun da sanmayın” diyecek kadar basit düşünmek gerekiyor. Ayetler birbirinin zıttı değil, aslında tamamlayıcısıydı.

Bu konuya insan psikolojisi açısından bakarsak; hem maddi, hem manevi ya da hem bedene, hem de ruha hitap etmek amacıyla bildirildiğini söylemekte bir sakınca göremiyorum. Çünkü inanıyorum.

Aslında dini konuları ispatlamaya gerek bile yok. Çünkü İslam bilimi inkar etmiyor, aksine destekliyor. Din bilim değil, bir inanç meselesidir. Ya inanırsın ya da inanmazsın. İnanç konusu da bu kadar basittir.

Ayetlere geri dönersek, “mal canın yongası” sözünde olduğu gibi hayatınızı boşa yaşamayın ama aynı zamanda da “mala tamah etmeyin” yani “sadece para için yaşamayın” şeklinde yorumlamak da mümkün.

Sokrates’in dediği gibi “yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalı” gibi düşünmek gerekiyor. (Bu söz Moliere’nin Cimri adlı tiyatro eserinde de geçer)

Ayetler benzer şekilde yorumlandığı zaman; Celal Şengör’ün ateistliği savunmak için söylediğinin aksine, “dağlarla depremlerin” mutlak bir bağlantısı var. Aksini iddia etmek doğa yasalarına karşı çıkmaktır.

Biraz bilimsel olarak bakmak gerekirse; dağlar, depremler olduğunda meydana gelen manyetik dalgalanmayı durdurmak için,aksi yönde hareket etmektedir. Hatta dünyanın rotasından çıkmasını engellediği gibi, aynı zamanda okyanuslarla birlikte (¼) oranındaki kara parçası ile (¾) oranındaki denizler arasında gelgitlerimde kullanarak bir dalgalanma oluşturur. Rüzgarın da etkisiyle birlikte, dağlar tam bir dengeleme yani rezonans görevi görmekte ve yaşamın devamı için çok kritik bir görev üstlenmektedirler.

Burada yazdıklarım kişisel tezlerim diyebilirim. Bilim insanı değilim ve bunu test edecek konumda ve eğitime sahip biri de değilim. Bu işi bilim insanlarına bırakmanın en doğrusu olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan Celal Şengör’e bir sözüm daha var; elbette periler sadece bir masal kahramanıdır. Ancak Allah’ın Adem’e üflediği ruhtan diğer insanlarda da olduğu için “Allah her yerde” demek de gayet mantıklı değil mi? Sadece insanlar mı? Yaşayan her canlı varlık da bir ruha sahip değil mi? Peki o halde tüm varlıklar bir şekilde birbirimize bağlı değil miyiz? Sonuçta bizler ruhu olan varlıklarız, hiç birimiz de peri değiliz.

Kutsal Kitap sadece masal kitabı gözüyle değil, anlayarak ve inanarak okunduğu zaman her ayetin kusursuzluğu, düzeni ve nizamı daha net anlaşılacaktır. Tefsirlerle birlikte okurken de o tefsiri kimin hangi amaçla yazdığını veya Türkçe Meali’ni okurken de kimin hangi amaçla yazdığını bilmek ve düşünmek de önemli. Yanlış veya eksik ya da çıkar için yazılan bilgiler bizi yanlış sonuçlara götürebilir. Sakın siz siz olun sakallı cemaat liderlerinin hadislere dayalı sözlerine inanmayın. Asıl ve tek kaynak Kur’an-ı Kerim’dir.

Allah insanlara birçok ayetinde “insanoğlu çok nankördür” derken de aslında bunu belirtmiyor mu? Aslında her edilen duanın bir bedeli olduğunu da düşünemiyoruz. Bir yandan bir şey istiyoruz ama diğer taraftan da aslında bunun için bir bedel ödüyoruz. Bizler sadece ödediğimiz bedeli düşünürken, aslında duamızın kabul edildiğini anlamıyoruz bile. İşte o yüzden ettiğimiz duaları dikkatli söylememiz gerekiyor. Çünkü bize bildirildiği gibi “edilen her dua kabul ediliyor” burada asıl sorun ise, karşılığında hangi bedeli ödeyeceğimizi bilmememiz.

Buraya kadar hala anlamayan varsa, lütfen devamını okumasın ve tekrar baştan okumaya başlasın ya da bu kitabı bıraksın..

Anlayanlar için;

(devam edecek…)

“Hayat, Oyun ve Dua” için bir yanıt

  1. Buraya kadar sabırla okuyanlara teşekkür ederim. Yazılarda bazı hatalar var, onları buraya yorum olarak yazanlara bir sürprizim olacak 😉

Bir Cevap Yazın

Trending

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin