Geçtiğimiz günlerde T.C. Merkez Bankası’nın faiz indiriminin ardından ABD tahvillerinin değer kazanması üzerine Uzakdoğu’da bulunan Türkiye’nin de para birimi olan Türk Lirası Tayland Bahtı ve Günay Kore Wonu ile birlikte değer kaybetti. Çekik gözlü Türkler de bu durumdan faydalanmak için hesaplarında ve yastık altlarında ne kadar TL varsa koşa koşa gidip Dolar aldılar. Bu sayede ülke batsa bile paralarını güvence altına almış oldular.
Son 20 yılın hatta belki de 50 yılın, yok bu beni kesmez derseniz 100 yıl veya daha da geriye giderek tüm Türkiye tarihindeki paramızın geçmişine bakın. Belki de Lidya’lılardan beri Türk Lirası değer kaybediyor. Yani korkmayın bu yeni bir durum değil.!
Özellikle Osmanlı’nın çöküş sürecinden itibaren başlayan, Cumhuriyet ve sonrası dönemde de yabancı ülkeler tarafından kasıtlı olarak kullanılan bu duruma yabancı olmamak gerekiyor.
Bir ülkeyi neden ve nasıl köleleştirirsiniz?
Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemsettin’le çarşı pazarı teftiş etmesiyle ilgili Gizli Dosyalar yazısında bir olaydan bahsetmiştim.
Topraklarında bulunan petrol rezervleri ile ortadoğu ülkeleri veya birçok bölgesi elmas madeni çıkartılmasın diye kapatılan Afrika ülkeleri gibi düşünürsek Türkiye’yi silah zoruyla korkutarak elde edemeyeceğini ve köleleştiremeyeceğini anlayan Avrupa, Amerika gibi ülkelerin vuracağı en güzel yer ekonomi.
Bir aile babasının en zor dönemi işsiz ve parasız kaldığı dönem değil mi? Haberlere şöyle bir göz atın, sadece geçen hafta izlediğim bazı haberlerde “akrabaları tarafından para meselesi yüzünden..” diye başlayan, kardeşleri birbirine düşüren, annesini veya babasını öldüresine döven,.. kaç haber izledik veya gazetelerden okuduk. Sadece yol verme tartışması yüzünden diğer arabadaki kişiye silah çekenler, arabasında yanı başında silah taşıyacak kadar ne düşünüyor da silahsız gezmiyor?
Okurken aynı zamanda düşünün biraz…
Tanrı misafiri diyerek bir zamanlar kapıda kalanı içeriye buyur etmez miydik? Soframızdaki ekmeği onunla bölüşmez miydik?
Şimdi koca koca apartmanlarda, sitelerde, evlerimize kapandık ve daha yanı başımızda oturan veya karşımızdaki kapı komşumuzu tanımıyoruz. Eskiden “ev alma komşu al” derken şimdi evin konumu, alışveriş merkezine yakınlığı,.. gibi dış etkenleri araştırmıyor muyuz?
Yaşadıklarımızı düşündüğüm zaman değer yargılarımızın, örf ve adetlerimizin sanki bir kıskaca alındığını hissediyorum.
O kullandığınız sosyal medya hesaplarını artık insanlar değil robotlar, üstelik çok kısa bir sürede analiz ediyor. Aradığınız şeyleri size satmak için dayatılan sistem, alışveriş ile ceplerinizi hedef alırken aynı sistemi başka amaçlar için kullanıldığını düşünmek zor olmasa gerek.
Biraz geniş düşünün…
Bir insanı parasızlığa veya işsizliğe mahkum ederseniz o kişinin para kazanmaktan başka ne düşüncesi olabilir? O zaman o kişinin aklındaki sürekli para olursa, sürekli artan fiyatları ve ekonomiyi düşünmekten başka konulara dikkatini verebilir mi?
Biraz Hayal Kursak
Biraz da hayal gücümüzü geliştirelim istiyorum.
Şimdi düşün ki çok ama çok zenginsin, hatta dünyanın en zenginleri listesindesin. Öncelikli amacın ne olur? Benim gibi hesabını bile bilmediğin kadar çok paranı dünyadaki en değerli madene, tahvile ya da en değerli para birimine mi yatırırsın? Yoksa en çok değer kaybeden para birimine mi?
Peki nasıl bu kadar zengin oldun? Emlak mı? İnşaat mı? Yoksa büyük ihaleler mi aldın? Yüksek mevkiide tanıdıkların mı var? Nasıl zengin oldun önce onu bir düşün bakalım?
İnsan para kazandıkça hırsı artar ve daha çok kazanmak ister. Elbette para kazandığı kaynakları ve işini de büyütüp, kaynaklarının heba olmasını asla istemez. Sürekli gelir getiren ve servetine servet kattığı yerleri idare etmek ister. Bir anda birinin gelip “beyefendi iflas ettiniz” sözü ancak küçük ülkelerde tek bir işyeri olanların, muhasebecisinden veya bankacısından duyacağı bir sözdür. Sen o kadar zenginsin ki, ülkelerde emlak varlığının hesabını tutmak bile zor, gemilerinin veya servetinin boyutu ülke sınırlarını aşıyor.
Böyle bir durumda ülkelerin ekonomik durumları ile dahi oynamaz mısın?
Bir Masal Olsa
Küçük bir ülke varmış. İnsanları ekonomik zorluk içindeymiş. O kadar kötü yönetiliyormuş ki, insanlar kime oy vereceklerini bilmiyormuş. Ya kendisiyle aynı inanca sahip birine ya da aynı düşünceye sahip olduğunu sandıklarına oy veriyormuş. Ancak bu ülke insanları başa gelecek kişinin ne vizyonuyla, ne misyonuyla, ne de ülkeyi nasıl kurtaracağı ile hiç ilgilenmiyormuş.
Ülkenin başına hırsız mı, uğursuz mu, dolandırıcı mı, yandaşlarını kollayan ve cebini dolduran biri mi gelecek demeden oyunu veriyor, sonra da “vay ben yandım, ellerim kırılaydı da ona oy vermeseydim, perişan olduk, ülke batıyor,…” gibi isyan ediyormuş.
İsyan edenleri bir kenara bırakın, yaptığından pişman olmayan “yine olsa yine ona oy veririm, başkaları sanki daha iyi mi yönetecek, çalsa da iş yapıyor,..” gibi sözler eden akla zarar insanlar da çoğunluktaymış.
Aynı zorlukları ve acıları çeken, fakat dünyaya farklı gözlerle bakan bu insanların hepsi aynı ülkede yaşıyormuş.
Vizyonu olmayan sözüm ona liderler, oturdukları koltuktan kalmak istemezlermiş. Hatta “ben olmasam bu ülke batar” diyecek kadar kibirliymişler de.
Mesela raflardaki fiyatlar arttığında satıcıları, meyve ve sebzeleri fiyatları artınca çiftçileri, paraları değer kaybedince dış mihrakları suçlarlarmış. Çünkü kendilerinin hiç hatası yokmuş. Yıllarca yönettikleri ülkedeki tüm sorunları sebebi, kendilerinden önceki liderlermiş. Ancak değil 25 yıl, 125 yıl da yönetseler o ülke 1 adım ileri gitmeyecekmiş. Çünkü yol yapmaktan, inşaat yapmaktan, asfaltlar döşemekten başka kafaları bir işe basmıyormuş.
Hatta ülkeyi hastanelerle donatmışlar fakat ortada doktor kalmamış. Aklını kullananlar yurtdışına gidip kendini kurtardığından, hekim sıkıntısı çekmeye başlamışlar. Bir sürü yollar yapmışlar ama garanti ücretle ve devletin kasasından yaptırdıkları için bir dünya servet niteliğinde paralar ödemişler.
Bilime, tarıma, araştırmaya ve kısacası insana yatırım yapmadıkları için ancak yurt dışına kaçan doktorlarının başarılarını imrenerek izlemişler.
Bu ülkede daha neler neler olmuş ama yeter ki başta o olsun muş. Başka bir dertleri de yokmuş.
Anlatacak ve söyleyecek daha çok söz var ama bunları zaten o ülkede yaşayan herkes biliyormuş.
Sahi dolar ne oldu bu arada? Yükseldi mi? Peki ne zaman düşecek? Altının fiyatı ne oldu ya? Bankadaki parayı hangisine yatırsam, bir fikri olan varsa yorumlara yazsın.






Bir Cevap Yazın