Bankada çalıştığım dönemde birkaç arkadaş öğlen yemeklerini sürekli birlikte yer, çay ve kahve eşliğinde sohbet ederdik.

Sohbet ettiğimiz günlerden bir gün Murat bana yaşadığı bir anıyı anlattı. Anlattığı olay o kadar komik geldi ki, olayın 3 farklı yerde 3 ayrı olaya konu olacağını ben de bilemezdim…

O zamanlar Anadolu yakasındaki tren, yanılmıyorsam şimdiki marmaray hattı, sahile paralel olarak giderdi. Tren hattında eski trenler olduğu için kapılarının çoğu açıktı veya biraz çekiştirince açılırdı. Kapılardan sarkanlar, sarkarken düşenler, daha tren durmadan binenler, inenler,… o açık kapılarda yaşanan olaylar günlerce gazetelere haber olurdu.

İşte o kapıların pek de kapanmadı zamanlarda Murat yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı;

Perde 1: İlk Tokat

Bir gün Cevizli’de tren istasyonunda bir arkadaşı bekliyorum. Arkadaşım biraz geç kaldı ve “bir sonraki trene bineriz” diye düşünerek istasyona gelen trene binmedim. Dalgın dalgın trene yakın mesafede ve istasyondan ayrılmasına bakıyordum. Trenin son vagonları yaklaşırken başımı son vagonlara çevirdiğim sırada, açık kapıdan sarkan birini çok kısa bir an, kolunu iyice açmış şekilde gördüğümü hatırlıyorum. Tokadı suratıma bir koydu, beynimden vurulmuşa döndüm. Ben bir tarafa çantam diğer tarafa yere düştük.

Ben küfür ederek o sinirle hızla ayağa kalktım ama trene yetişmek ne mümkün. Hızla uzaklaşırken tokadı koyan bana doğru bağırıyordu “bu tokat sana ders olsun, bir daha aval aval bakınmazsın.”

Murat sonra “adamın suratını bile hatırlamıyorum ama bir gün biri böyle bir olay anlatırsa gırtlağına yapışırım” dedi.

Murat bana bu olayı anlattığında o kadar çok güldüm ki, neredeyse bana küsecekti..

Sonra aynı gruptan diğer arkadaşımız Aydın’a olayı anlattım. Aydın bana bakıp kıs kıs gülerken “dur bak Murat’a ne yapıcam şimdi” dedi. Birlikte yemek yedikten sonra çay içtiğimiz sırada Aydın
“ya, bakın size ne anlatıcam” dedi “inanılmaz komik bir hikaye” biz de “eee? anlat bakalım” dedik.

Aydın başladı anlatmaya;

Tokat Hikayesi 2. Perde

“Bir gün trene binmiş Kadıköy’e doğru gidiyorum. Tren Cevizli istasyonuna yanaşmıştı, ben de açık kapıdan etrafa bakıyorum.”

Murat’ın o anda birz suratı değişmişti. ve “eee?” dedi sadece.

Aydın devam etti.

“Tam tren istasyondan kalkmaya başladığında, elinde çanta biri etrafa mal mal bakıyordu.”

Murat Aydın’a daha çok dikkat kesili, suratı biraz da değişerek tekrar “eee?” dedi.

Aydın biraz da konuyu renklendirerek devam etti;

“Dur lan dedim kendi kendime, şuna hayatında unutamayacağı bir ders vereyim.”

Murat, Aydın’a iyice yaklaşmıştı ve sinirden yüzünün rengi değişmeye başlamıştı. Ben Aydın’a “uzatma bak” der gibi baktım ama Aydın durmadı tabii;

“Bunun arkası bana dönüktü, sonra elimi açtım kolumu uzattım ve tam bana döndüğü anda tokadı suratın bir koydum öküzün.”

dediği anda Murat Aydın’ın boğazına bi sarıldı “sen miydin lan o?” dedi ama nasıl tuttuysa artık, Aydın’ı Murat’ın elinden almak ne mümkün.

“Yok olm, şaka. Bak ben anlattım o da sana böyle bir şaka yapmış” dedik ama elinden alana kadar ne diller döktük.

“Bana böyle şaka yapmayın kardeşim, zaten o günden beri aklıma geldikçe cinlerim tepeme çıkıyor” dedikten sonra Murat işinin başına döndü.

Bu olaylardan birkaç hafta sonra yazlığa gitmiştim. Yeğenlerim de oradaydı ve birlikte akşam dışarı çıkmak üzere hazırlandık. Erhan, büyük yeğenim ve küçük kardeşi Erkan’la aralarında sürekli bir rekabet var. Erhan bir arkadaşıyla birlikte gideceğini söyledi. Ben de arkadaşı gelene kadar aklıma gelen bu “tokat olayını” anlattım. Hep birlikte bayaa bi güldük.

Erhan, arkadaşı eve geldikten sonra beraber çıktılar. Biz de Erkan’la birlikte çıkmak için arabaya bindik. Ben önde, eşim yanımda, Erkan da arka koltukta oturuyordu. Erkan, abisinin arkadaşına hep takılırdı, yıldızları pek barışmamıştı.

Tokat’ta Son Perde

Biz arabayla giderken yolda önümüzde Erhan’la arkadaşını gördük. Toprak ve dar yol olduğu için arabayla giderken yayaların yakınından geçersiniz. Tam yanlarına gelmiştik ki, Erkan “dayı biraz yavaşlasana” dedi. Ben de yavaşlarken aynadan arkaya baktım. Erkan camı açmış, yarı beline kadar sarkmış durumdaydı. Daha “noluyor olm, napıyorsun?” demeye kalmadı ki, Erhan’ın arkadaşı kafasını çevirdiği anda Erkan tokatı bir çaktı. Sonra içeri girip bana “bas dayı gaza bas” dedi.

Çocuğun suratı resmen yarım tur dönmüştü ve arkamızdan şaşkın şaşkın bakarken Erhan’a dönüp “şaka mıydı bu? şakaydı dii mi? cidden şaka mıydı?” diye söylenmelerini duyuyordum.

Bir yandan Erkan’a “neden yaptın şimdi, nereden çıktı bu?” diye söyleniyordum ama diğer taraftan da gülmeden duramıyordum.

Geçenlerde Murat’la konuştuktan sonra “tokatı atanın son derece eğlendiği fakat yiyenin daha fazla sinirlendiği” bu olay aklıma geldi ve paylaşmak istedim.

Umarım okurken bir nebze olsun benim yazarken tekrar güldüğüm gibi sizi de güldürmüş ve dertlerden, sorunlardan, sıkıntılardan biraz uzaklaşmanızı sağlamıştır 😉

Sürçü lisan ettiysek, aşkola

Bir Cevap Yazın

Trending

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin