İçinde rengarenk turşu sularının olduğu kavanozların yan yana sıralandığı seyyar arabasıyla turşucular vardı. Harçlıklarımızı okulda harcamaz, turşu suyuna yatırırdık.
“Bazen sadece kıpkırmızı turşu suyu doldurturduk bardağa ve içerken acıdan boğazımız yanardı ama hiç midemiz bozulmazdı.”

Leblebi tozu vardı, bildiğiniz leblebinin tozu.
Sanırım uyanık bir kuruyemişçinin, buram buram leblebi kokan tezgahta yaptığı leblebilerin arta kalan tozunu satmak için uyduğu bir şeydi.
“Boğulacak gibi olurduk yerken, dudaklarımız yapışırdı birbirine ve yutkunamazdık ama hiç birimiz leblebi tozundan nefessiz kalmadık.”

İçinden bazen hediye para çıkan muhallebiler vardı. Okul çıkışı harçlıkların bir kısmı da buna yatırılırdı.
“İçinden çıkan demir paraya rağmen hiç midemiz bozulmazdı ve hiç zehirlenmedik.”

Üzerine renk renk pullar taktığımız, gelin arabası gibi süslediğimiz telli arabalarımız vardı. Asfalt olmayan karo taşlı caddelerde koşardık korkusuzca. Araba çarpacak diye bir derdimiz yoktu, zaten topu topu birkaç araba geçerdi akşama kadar.
“Telli arabamıza belki yüzlerce toplu iğne takardık ama hiç tetanoz olmazdık.”

Akşama kadar toz toprak içinde koşuşturduğumuz arsamız vardı. Oynayacak oyunlara ne saatler ne ezanlar yetmezdi. Yenmeyen yemeklerdi sadece arkamızdan ağlayan.
“Saatlerce tozun toprağın içinde oynardık, terlerdik ve terli terli su da içsek hasta olmazdık.”

Üzerinden defalarca düştüğümüz incir ağaçları vardı. Toplamak için dereleri aştığımız ve paçalarımızdan akan çamurlara inat topladığımız o güzelim incirler.
“Bahçe sahibinin her bağırışına inat toplardık, son sürat kaçardık ve hiç yakalanmazdık.”

Anne ve babamızdan öğrenmiştik, ne sağcıydık ne de solcuyduk.
“Ortadan giderdik inatla ve hiç başımız ağrımazdı. Kimseye havaya boş yere silah sıkmazdı. Hiç kimse sebepsiz yere kavga etmezdi, kız meselesi olurdu bazen o kavganın adı ya da neden yan baktın ama bir sebebi vardı ve o zamanlar bu sebep yeterdi.”

Yamalı pantolonumuz ve patlak ayaklabılarımız vardı. Zaten yeni de olsa o kadar keyifle oynayamazdık, topa o kadar sert vuramazdık belki duvarlara o kadar dikkatsiz çıkamazdık.
“Eskiydi üstümüz başımız ama hiç canımız sıkılmazdı ve mutluyduk.”

Düştük mü yere sağlam düşerdik, bizi kaldıran pek olmazdı. Yara bere içindeydi dizlerimiz, soyardık defalarca yara kabuklarını ve yerinde iz bırakan zor geçen yaralarımız olurdu.
“Zaten düşe kalka büyüyecektik ya, her şeyi de bilirdik güya ve bize bir şey olmazdı.”

Andımız vardı gururla okuduğumuz. Okula okutmak için sıranın bize gelmesini beklerken can attığımız ama aynı zamanda kalabalık önüne çıkınca korkudan sesimizin kısıldığı.
“Ne Mutlu Türküm Diyene kısmını en yüksek sesimizle okurduk ve hiç ayrımcılık yapmazdık.”

Bayramlarımız vardı, günlerce tatil olmayan ve kimsenin bir yerlere tatile kaçma planları yapmadığı. Paralarda yandı kül oldu dediğimiz arabalara verdiğimiz kuruşlarımız vardı. Pamuk şeker vardı, padişah macunu ve her şeyin olduğu bayram alanları vardı mahallemizde.
“Hep özlenen o eski bayramları yaşadık”

Bir zamanlar biz de çocuktuk ama hep öyle kalamazdık.

Bazen çocuğumu alıp kendi çocukluğuma götürmek istiyorum.

Benim yaşadıklarımı görsün ve benim gibi bir çocukluk yaşasın diye.

Sadece anlattıklarımızdan bilecek ve hiç yaşayamayacak olması çok üzücü.

keşke görebilseydi…

Bir Cevap Yazın

Trending

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin

dost haber sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin