Son yıllarda takip ettiğim köşe yazarlarının teker teker sorgulanıp cezaevine girmelerine tanık oldum.
Özellikle takip ettiğim Fatih Altaylı‘nın da bir süre cezaevinde kalması beni çok etkiledi…
Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ancak ülkede ne olduğunu anlamak için mutlaka gazete okumalısınız. Benim gibi bankacılık geçmişi olan, siyaset ve ekonomiye meraklı bir emekli iseniz;
- Emekli maaşlarına ne kadar zam yapılacak?
- Emeklilikte ne yaparak zaman geçirebilirim?
- Çok stres yapıyorum, spor yapsam iyi gelir mi?
- Hangi siyasi parti ne yaptı?
- Seçimler ne zaman olacak?
- Acaba kim kazanır?
- Enflasyon nasıl düşecek?
- Acaba bu sene Fenerbahçe şampiyon olacak mı!
Gibi, yukarıdaki soruların cevaplarını merak ediyorum.
Hemen her gün gazeteleri takip ederim. Çünkü bir yazıyı okurken haberin içerisinde satır aralarına gizlenmiş ipuçlarını takip ederim.
Gazete veya köşe yazısı okumak insan hayal gücünü geliştirir. Tıpkı kitap okumak gibi. O yüzden kitap okumak da kitap yazmak da bana ayrı bir keyif veriyor 😉
Hangi gazete ne yazmış, hangi partiye yakın, bunu hangi amaçla yazmış, aslında olayın doğrusu ne,.. diye dikkatle okurum.
Çünkü gazete televizyon gibi değildir. Televizyonda dikkatinizi dağıtan birçok şey var fakat gazete öyle değil. Gazetede özellikle de köşe yazısı yazan yazarları takip etmeyi severim.
İşte Fatih Altaylı‘yı bu yüzden seviyorum.
Cezaevine girip çıktığı halde doğrularından asla taviz vermiyor.
Armağan Çağlayan ile röportajında Fatih Altaylı kendisine sorulan bir soru üzerine annesinin söylediği “Sana mı kaldı ülkeyi kurtarmak?” sorusuna verdiği “Evet bana kaldı” cevabıyla, tuttuğu gözyaşlarını izlerken aynı hisleri taşıyan yurdum insanının da aynı duygulara sahip olmadığını kim söyleyebilir.
Bu ülke hepimizin.
Herkes elini taşın altına koymazsa, herkes üzerine düşen görevi yerine getirmezse, ülkenin nereye gideceğini hiç kimse bilemez. Ulu Önder Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesini” hatırlayın…
Ben de o yüzden ara verdiğim yazma konusuna tekrar başladım.
Elimden şimdilik bu geliyor.
Zaten Dost Haber az sayıda ziyaretçisi olan bir web sitesi olduğu için, en azından yakınlarım veya tanıdıklarım okur diye düşünüyorum. Çünkü her okuyan kişiyi istatistiklerde görünce mutlu oluyorum. Zaten gelip de beni tutuklayacaklarını da sanmıyorum 🙂 Sonuçta ünlü bir yazar değilim.
Ama kim bilir, belki sabah gelip beni bile sorguya çekerler belki.
O zaman da hastane raporumu gösterip yırtarım 😀
Eğer mutlu, refah ve dünya ülkeleri arasında ileri medeniyetler seviyesinde bir ülke olmak istiyorsak, herkes üzerine düşeni yapmalı.
Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi;
“Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür.”
Savaş sadece cephede değil, ekonomi alanında da yapılır. Ne kadar başarılı olursak olalım, öncelikle eşit ve kaliteli eğitim olmazsa herşey boşa gider.
Anlayana…
İşte o yüzden yazının başında da yazdığım “İnsanların gerçekten okumak istediği şeyleri nasıl yazarsın?” sorusunun cevabı işte bu.
Ben sadece yazıyorum. İsteyen okur istemeyen okumaz. Ama okumayan çok şey, okuyan daha çok şey kaybeder 😉
Sürçi Lisan Ettiysek Aşkola
BirDost
“How do you write what people actually want to read?“
İnsanların gerçekten okumak isteyeceği şeyleri nasıl yazarsınız?




Bir Cevap Yazın